Logo

Bu Sitede bulunan Çalışmaların Tüm hakları Mevlüt Eren'e aittir alıntı yapılamaz
12 Tem

Özgeçmiş

“Niyet Hayır Akibet Hayır”

mevluteren

Mevlüt Eren

1979 Yılının Temmuz ayında, yaygın olarak tarım ve hayvancılığın yapıldığı Konya’nın Ilgın İlçesi, Çiğil Kasabası’nda doğmuşum. İlk eğitimimi, buram buram toprak kokan, alın teri kokan nasırlı ellerde aldım. Ve o nasırlı ellerde tattım, katıksız yufka ekmeklerin tadını. Yokluktan şikayet etmeyen şükür dolu dudaklardan duyduk, en kaba tatlı sözleri… Küçük bedenlerimize hep büyük elbiseler giydik; kim bilir, belki de hayat yükümüzün bedenimizden büyük olmasındandı.

Ayakkabıdan başka yeni bir şey alındığını pek hatırlamazdık, bayramlar olmasa. Ama ne güzel kokardı, Ayakkabıcı Durmuş’un dükkanı. Okula başlarken mis gibi kokan bir Ankara lastiği alınırdı. Üstünde bilmem kaç yaması ve dikişi olan eskilerini çöpe atmaz, elimize verilerdi; lazım olur diye.

Yerli malı haftası olurdu okulda. Elma götürürdük hep. Bizden başka elma getiren var mı, diye bakardık. Kızardık, herkes elma getirmiş diye. Gözlerimiz, elmaların arasında bir mandalina veya portakal arardı. Öğretmenimiz paylaştırırken, bir tanesi bize düşer mi acaba, diye ümitlenirdik. Ama paylaşmayı da biz, bu yoklukta öğrendik.

Sadece öğrencilik değildi, bizim işimiz. Evde bizi bekleyen koyunlarımız, keçilerimiz olurdu. Onları yemlerdik, otlatırdık. Harman işleri beklerdi bizi. Patozun altından kovayla çeş(samanından ayrılmış tahıl) çekme işi bizimdi.

Model alabileceğimiz büyüklerimizin olmadığı çevremizde, dalından kopmuş bir sonbahar yaprağı gibi bırakıyorduk kendimizi,  zaman denen rüzgârın önüne. Hedefimiz balıkçıların tabiriyle, rastgeleden başka bir şey değildi. Hem tarla ve harman işleri hem de zayıflarımızla mücadele ederdik. Hangisinin daha önemli olduğunu bizi rüzgar gibi savuran zaman belirlerdi. Fakat bazen bu rüzgarın arasında tutunacak bir dal uzanırdı, hedefsiz bedenlerimize. Bu el, elbette ki elleri öpülesi öğretmenlerden birileriydi. Ama hepsi değildi. Gönlü kendinden güzel Yaşar DURMAZ ve yüreği boyundan büyük Akif ÇELEBİ hocalarımdı. Rüzgar beni fasulye sulamaya götürürken iki dal uzandı, zayıf ellerime. Zorla sınava soktular beni. Yardımcı oldular dersi geçmem için. Yetinmediler, sınav esnasın bir avuç da kuruyemiş doldurmak istediler; aslında benim olmayan kocaman ceketimin olmayan cebine. Olmayan cepte durur mu hiç kuruyemişler? Ne büyük şansızlıktı bu, çünkü bizim kuruyemişimiz sadece nohuttan ibaretti. Ah ulan olmayan cep! Sana yazıklar olsun, bir daha nerde göreceğiz nohudun dışındaki kuruyemişleri?  Kuruyemişler gitti, ama ben de sınavları geçtim. Ya o eller uzanmasaydı bana?

Dedim ya. Rüzgar hala sürüklemeye çalışırken beni, tutunacağım yeni dallar çıkıyordu karşıma. Beni rüzgarın elinden alıp liseye gönderen ellerden sonra, lisede de tutunacak bir dalım vardı. Çiğil’e sıkışmış hayatımda bana ufuk açan, dünyanın ve hayatın Çiğil’den ibaret olmadığını gösteren Nazım BAYRAKTAR hocam. Kendimi aşmamdaki en önemli motivasyon kaynağım oldu. Olayları analiz etmeyi,  yorum yapmayı öğretti. Onun desteği sayesinde imkansız kelimesini lügatimden çıkardım. Nasrettin Hoca gibi ben de artık ya tutarsa demeyi öğrendim. Üstat Necip Fazıl’ın dediği gibi:

Tohum saç, bitmezse toprak utansın!

Hedefe varmayan mızrak utansın!

Hey gidi küheylan, koşmana bak sen!

Çatlarsan, doğuran kısrak utansın!

Bu ideallerle beslenen gönül dünyam liseyi bitirmeme de neden oldu. Mezuniyetimden sonra Çiğil dışında gördüğüm ilk büyük şehir Ankara oldu. Ve 1998 yılında ilk dijital ile görselleştirme kavramıyla, MS’Dos 6.22 ile Ankara’da tanıştım. Elime geçen her fırsatı değerlendirmeye çalıştım. Ankara itfaiye meydanındaki pazarlada hayatın acımasız yüzünü gördüm. Hedefler belirledim ve bu hedeflerimi hayatın ve insanların bin bir yüzüne rağmen gerçekleştirmeye çalıştım. Azim ve karalılığıma Rabbim de yardım ediyordu. Askerlik görevini yaparken Fotomaç gazetesinin grafikeri ile tanışmamla, grafik kavramını ve dijital görselleştirmenin önemini kavradım. Ya tasarladıklarımızı kullanırız yada başkalarının tasarladıklarıyla yetiniriz, işte bu da tercih yapmayı gerektirirdi . Tercihim grafik tasarım dünyası idi. İlk grafik denemem 2002 yıllarının ortalarıydı. Bursa sanayisinin nemli sokaklarında tekstil kartelaları üreten bir matbaanın grafiker ilanıyla başladı.

Matbaaya girdiğim ilk gün iyi bir grafiker olmadığım gerekçesiyle üçüncü günün sonunda Heidelberg marka makineyle baskı yapan Artvinli Arif ustanın yanında 22 yaşında çırak olarak başladım. Kros koymanın önemini , kağıtların su yolunu, CMYK renk uzayından, Pantone’ye, trik baskının, ne olduğunu ara renklerde tercihin ne olması gerektiğini, tambur tarama makine kullanmayı, şase de fazla tutulan filmin kalıba pozlarken nasıl yandığını, aydıngere ters baskının filmden daha az maliyetli olduğunu ondan öğrendim.

Kısacası “Grafik” kavramının aslında her yerde kullanılabilirliğini ve artık hayal edilen şeylerin ürüne dönüştürme aşamalarını analiz ettim. Çok sürmeden kendisinde, benim bir grafiker olmadığım kanaati oluşan beyaz saçlı patronumuz tarafından işten atılmamla ilk grafikerlik denemem son buldu.

Bilgisayar operatörü olarak 2002 yılında bir kargo şirketine başladım buradaki temel bilgi teknolojileri ve paket programlarla çalışma,  intranet  ve paket yazılımları etkin kullanabiliyordum; ama hala Grafik Tasarımın ilgi çekici tarafı saklı kalmıştı.

Teknik tanıtım reklam ajansında part time iş fırsatı bulunca, Grafik Üstadı Güray Abi’den pixel tabanlı programlarda görselleştirme tekniklerini, fotoğraflarla çalışmayı öğrendim.

Grafik Tasarım dünyasına, tekrar döndüğüm Ankara’nın en hızlı hizmet veren Copy Center’larından birisinde devam ettim. İki yıl dijital baskı teknikleri, vektör tabanlı programlarla çalışma, reklam uygulamaları , raster ve vektör formlarının etkin kullanımı, baskı teknikleri, sayısallaştırma, baskı trapped teknolojisi, lazer baskı sistemleri, Inject baskı sistemleri, baskı öncesi son kontrol teknikleri üzerine çalışmalarda bulundum.

2005 Yılında Tv teknolojisi, hareketli görüntü kurgulama, film tasarımı, Post prodüksiyon üzerine TV5’e bağlı bir ajansta 2 yıl çalıştıktan sonra yazılı basın ve süreli yayın tasarımı üzerine 7 yıl sürecek olan Yeni Şafak Gazetesi’nde işe başladım.  Gazete tasarımı, reklam tasarımı, medya planlama, yeni medya reklamcılığı üzerine çalışmalarda bulundum. Yeni medyanın dijital enformasyonundaki gelişmeler ilgi çekiciydi ve web programlama açık kaynak kod (GNU) lisanslı portallar üzerinde Web tasarımı, SEO yapılandırması, CSS web teknikleriyle görselleştirme,  internet reklamcılığı, web ortamında çalışan sistemler,  solid animasyon ile etkileşimli siteler üzerinde çalışmalarda bulundum.

2013 Yılında TRT TÜRK televizyonunda yeni medya haberciliği üzerine tasarımlar, haber siteleri ve  üzerine 7 adet farklı program için kurumsal siteler ürettikten sonra 2014 yılında Anadolu Ajansı’nda Grafiker olarak işe başladım. Kurumsal kimlik yönetimi, infografik,  haber görselleştirme, kurumsal yayınlar, masa üstü yayıncılık tasarımları, organizasyon kimlik tasarımları yaptım. Meslek hayatıma Anadolu Ajansı Grafik Editörü olarak devam etmekteyim.

Grafik tasarım yapabilme yeteneğim hiç iyi olmadı; ama bu alanda çalışmaktan çok keyif aldım. Çünkü bir tasarım yapabilmek için güçlü bir sinir sistemine sahip olmayı, yani sabrın  önemini öğrendim. Artık iletişim sanatını ve en önemlisi üretmenin keyfini yaşıyorum.

“Yolda atılmış bir taş gördüm. Üzerine, “Çevir ve altını oku! diye yazmışlardı. Çevirdim ve gördüm ki, “Eğer bildiğinle amel etmiyorsan, ne diye bilmediğini bellemek istiyorsun?” diye yazmışlar”  İbrahim b. Ethem (ra)”

Mevlüt Eren

0